Telefon
WhatsApp

Kahve Tüketimi ve Bazı Hastalıklarla İlişkisi dikkat edilmesi gereken yaş grupları gebelik ve emziklik döneminde kullanım sınırı nedir?

Kahve Tüketimi ve Bazı Hastalıklarla İlişkisi dikkat edilmesi gereken yaş grupları gebelik ve emziklik döneminde kullanım sınırı nedir?

                                             KAHVENİN YAPISI VE YAPILAN ÇALIŞMALAR

       Kahve çekirdeklerinin kavrulması ve demlenmesi ile elde edilen kahve, dünyada en çok tüketilen içecekler arasındadır. Kahvenin aroması ve lezzeti kadar kafein içeriği de üzerinde durulan önemli konulardan birisidir. Kahve karbonhidratlar, lipitler, azotlu bileşikler, vitaminler, mineraller, alkoloidler ve fenolik bileşiklerin de dahil olduğu binden fazla kimyasal bileşik içeren kompleks bir içecektir. İnsanların kahve tüketimi ve sağlığa olan etkilerini inceleyen çalışmaların çoğu gözlemsel araştırmalardan oluşmaktadır. Geçmişte yapılan epidemiyolojik çalışmalarda kahve ve kafein tüketiminin potansiyel olarak sağlığı olumsuz yönde etkilediği ve fazla miktarda kahve tüketimi ile sigara içme, hareketsiz yaşama gibi sağlıksız davranışlar arasında ilişki bulunması kahve tüketimi konusunda endişe yaratmıştır.

     Ancak, son zamanlarda yapılan araştırma sonuçları kahve tüketiminin bazı kronik hastalıkların riskini azaltmada etkin olabileceğini düşündürmektedir. Bununla beraber geçmişte yapılan araştırmalar ve devam eden yeni çalışmalarda, çelişkili bulguların ve metadolojik endişelerin var olması nedeniyle kahvenin sağlık üzerine etkileri konusunda net bir ifade bulunmamaktadır.

Kafein
Kafeinin yarı ömrü yaklaşık olarak 4-6 saattir. Kafeinin neredeyse tamamı hızlı bir şekilde mide ve ince bağırsaktan emilerek beyin de dâhil olmak üzere vücuttaki tüm dokulara dağıtılıp, ilk olarak karaciğerde metabolize olmaktadır.
Kahvede bulunan kafein miktarı; kahvenin türüne, kavrulma derecesine, pişirme yöntemine göre farklılık gösterebilmektedir. Standart bir fincan kahvenin 100 mg kafein sağladığı düşünülmektedir.

                                            Kahve Tüketimi ve Bazı Hastalıklarla İlişkisi
Kardiyovasküler Hastalıklar

Kahve tüketimi ile kardiyovasküler hastalıklar arasındaki ilişki tam olarak aydınlatılamamıştır. Kahvede bulunan
bileşiklerin kalp hastalıkları gelişim riski üzerine olumlu veya olumsuz etkisi olacak mekanizmalara sahip olduğu
düşünülmektedir. Kalp hastalıkları gelişim riski üzerinde kahvenin olumsuz etkisini kahvede bulanan bazı bileşiklerin serum LDL ve toplam kolesterol düzeyine, toplam plazma homosistein seviyesine ve hipertansiyona etki ederek üç mekanizma aracılığı ile etki edebileceği düşünülmektedir.

Günde 3-5 bardak kahve tüketiminin daha düşük kardiyovasküler hastalık riski ile ilişkili olduğu, 6 bardak ve daha fazla kahve tüketiminin ise düşük veya yüksek herhangi bir fark göstermediği anlaşılmıştır. Kahve tüketiminin hipertansiyon, hiperlipidemi ve koroner arter hastalığı ile direk ilişkili olduğuna dair çok detaylı çalışmalar bulunmamakla birlikte, kafein tüketimden hemen sonra kalp atış hızının ve kan basıncının artabileceği ve bunun koroner kalp hastalıkları ve inme için risk oluşturabileceği belirtilmektedir.

Hipertansiyon ve Aritmi

Hipertansiyon (HT); inme ve koroner kalp hastalıkları için güçlü bir risk faktörüdür. Kahve tüketiminin kan basıncı
üzerine etkisi ise hala tartışılmaktadır. Kahve tüketiminin farklı gruplarda kan basıncına etkisinin değerlendirildiği
kesitsel çalışmalarda, kan basıncına olumlu yönde, olumsuz yönde veya etkisinin olmadığına dair sonuçlara varılmıştır. Kahve tüketiminin, kafein almayan bireylerde akut kan basıncı artışıyla ilişkili olduğu, fakat kahve içme
alışkanlığı olan bireylerde uzun dönem kan basıncına etkisinin ihmal edilebilir düzeyde olduğu belirtilmektedir.

Kahve tüketiminin aritmi riskini arttırdığına dair veriler çelişkilidir. Özellikle kafein almayan bireylerde yüksek
miktarlarda kahve tüketimi sempatik sinir sistemini uyarabilir ve hızlı bir şekilde epinefrin seviyelerini yükseltebilir. Ancak son zamanlarda yapılan çalışmalar kahve tüketiminin aslında kardiyak aritmi riskini azaltabileceğini
desteklemektedir.

Kanser

Kanser, çevresel faktörlerle birlikte kalıtımsal ve/veya kişiye özgü etmenlerin etkileşimi sonucunda gelişmekte ve
yaşla birlikte kanser prevalansı önemli ölçüde artmaktadır. Kanser riskinin çevresel belirleyicileri olarak diyet, alkol
tüketimi, fiziksel aktivite, obezite ve stres etmenleri (Reaktif oksijen türevleri-ROS) sayılabilir. Deneysel veriler kahvenin potansiyel olarak kanser sürecindeki farklı basamaklara müdahale etmesi ve/veya ters etkiye sahip
olabileceğini işaret etmektedir.

Kahvenin kanserde koruyucu etkisi antioksidan özellikleri başta olmak üzere, DNA hasarı onarımında rol alması, immün süreci modüle etmesi ve inflamasyonu azaltması gibi mekanizmalar ile ifade edilmektedir. Kahvenin kansere karşı koruyucu olduğunu öne süren çalışmalar olsa da kanser ile ilişkili herhangi bir etkisinin olmadığını savunan çalışmalar da mevuttur.

Osteoporoz

Kahve tüketimiyle kemik metabolizması, kemik yoğunluğu ve kemik kırıkları arasındaki ilişki yıllardır tartışma
konusudur. Bu fikri destekleyen ilk bulgu kahve tüketimiyle birlikte asidik yük oluşması sonucu üriner kalsiyum atımının artmasıdır. Vücut tamponlama mekanizmasında rol alan kemik kalsiyum tuzları asidoza karşı fizyolojik denge sunmaktadır.

Kemik mineral yoğunluğu ve beslenme (kahve tüketimi) arasındaki ilişkinin yapılan kesitsel ve uzunlamasına
analizler doğrultusunda değişebileceği, kemik mineral yoğunluğu için yapılan kesitsel analizlerin bireylerin geçmiş
beslenme alışkanlıklarını yansıtırken, postmenopozal kemik kaybını değerlendiren uzunlamasına yapılan analizlerin şu anki beslenme alışkanlıklarını yansıttığı ve farklılıkların nedeninin bu olabileceği belirtilmektedir. Kahve
tüketimi ve osteoporoz arasındaki ilişki hala net olarak açıklanamamasına rağmen Dünya Sağlık Örgütü kırıklar için
tahmini risk faktörleri listesinde kahveye yer vermeyerek kahveyi risk faktörü olarak değerlendirmemektedir.

Obezite Üzerine Etki

Kafein ve klorojenik asit gibi kahve bileşenleri termojenez mekanizmalarını indüklemekte ve günlük
3-4 bardak kahve tüketimi günlük alınan enerji miktarını düşürmektedir. Ayrıca yapılan rastgele plasebo
kontrollü çalışmalarda günde 524 mg kahve tüketiminin 151 mg ve daha az tüketenlere göre kiloyu ve yağ
kütlesini azalttığı, tokluk hissini arttırdığı da belirlenmiştir. Yeşil kahvenin alkollü ekstresinin ise kavrulmuş kahveye oranla daha yüksek miktarda klorojenik asit içermesi nedeniyle 142 gönüllü üzerinde yapılan klinik çalışmalarda 200 mg/ gün yeşil kahve ekstresi alan hastalarda 3 ay sonunda yaklaşık 5 kg verildiği ortaya konmuştur.

Sinir Sistemi Üzerine Etki

Kahvenin merkezi sinir sistemi üzerinde uyarıcı etkisi olduğu, yorgunluğu giderici ve ağrı kesici etkinliğini arttırabildiği belirlenmiştir. Yapılan bir popülasyon çalışmasında 65 yaş ve üstü yaşlı bireyin bilişsel işlevleri ve bilişsel performanslarının kahve tüketimi ile ilişkisi birçok değişken ile incelenmiştir. Günde 3 bardaktan fazla kahve tüketen kadınların sözel anlamda daha az işlevsel bozukluk gösterdiği ve daha az miktarda kahve tüketenlere
göre görsel hafızadaki gerilemenin daha düşük olduğu belirlenmiştir. Erkeklerde kafein alımı ile bilişsel işlev bozukluğunun anlamlı bir ilişkisi bulunmamıştır. Ayrıca kahve içerdiği kafeinden dolayı inotropik (kas kasıcı), yüksek konsantrasyonlarda ise kalp ve santral sinir sistemi üzerinde pozitif kronotropik etki göstermektedir.

Dikkat Edilmesi Gereken Yaş Grupları

Kahvenin içerisinde bulunan kafeinin çocuk ve gençlerde uyku düzensizliğine sebep olabildiği, bellek ve öğrenme yeteneğini olumsuz etkilediği, fazla tüketilmesi halinde kalp atışlarını hızlandırdığı ve kan basıncını yükselttiği bilinmelidir. Kahvede bulunan kafein idrardan Ca, Mg, K ve Cl atımını arttırmaktadır. Bu da en başta kemik sağlığını olumsuz etkileyip osteoporozu tetiklemektedir. O nedenle osteoporozu arttırmamak için kahvenin sütle birlikte tüketiminin gerekli olabileceği açıklanmaktadır.

Gebelik ve emzirme Döneminde Kullanım Sınırı

Amerikan Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanları Kongresi’nde, hamilelikte günde 200 mg’ın altında ılımlı bir kafein tüketiminin bebek ve anne için risk oluşturmadığı rapor edilmekte olup annenin her ilave 100 mg kafein almasının (ya da 2 fincan kahve ya da 2 fincan çay) düşük doğum ağırlığına sebep olduğu ortaya konmuştur. Bu amaçla; yapılan saha çalışmaları yanında 5000’e yakın vaka raporu ve yaklaşık 350 makale de değerlendirilmiştir.

Paylaş:

Etiketler: kahve