Telefon
WhatsApp

Farklı Diyet Modellerinin Bağırsak Mikrobiyotası Üzerine Etkisi

Farklı Diyet Modellerinin Bağırsak Mikrobiyotası Üzerine Etkisi

                                         Bağırsak Mikrobiyotasına Genel Bakış

         Bağırsak mikrobiyotası en az 1000’den fazla bakteri türünü içeren, karbonhidrat sindirimi, zararlı
mikroorganizmaların baskılanması, vitamin sentezi, immün sistem aktivitesi ve ilaç metabolizması gibi
birçok hayati fonksiyonda görev alan bir organ olarak tanımlanmaktadır. Batı tarzı diyet, sedanter yaşam, sigara ve alkol kullanımı gibi bazı faktörler bağırsaktaki mikrobiyal çeşitliliği etkileyerek birçok hastalıkla ilişkilendirilmektedir. Bağırsak mikrobiyotasını etkileyen en önemli faktörlerden biri diyettir. Bağırsak mikrobiyotasında bulunan Bacteroidetes, Firmicutes, Proteobacteria, Actinobacteria ve Verrucomicrobia gibi bakteri türlerinin tür ve miktarında özellikle diyet gibi çevresel faktörlerin etkisiyle değişiklik oluşabilmektedir. Bağırsak mikrobiyotasındaki değişikliklerin %12’sinden genetik faktörler sorumlu iken, %57’sinden de diyetin sorumlu olduğu savunulmaktadır.

          Besinlerin sindirimiyle oluşan metabolitler, konağın metabolizmasını etkilemektedir. Dolayısıyla
diyette yapılan akut bir değişiklik- örneğin, tamamen hayvansal veya bitkisel kaynaklı beslenme sadece 24
saatte mikrobiyal kompozisyonu değiştirmektedir. Ancak bu kompozisyon diyetin sonlandırılmasından
sonraki 48 saat içinde tekrar başlangıç durumuna dönmektedir. Diyet değişimlerinin neden olduğu kısa süreli değişikliklerin yanı sıra, bağırsak mikrobiyotasının kompozisyonu üzerine alışılmış diyetin uzun vadeli sonuçları bulunmaktadır. Son yıllarda glutensiz diyet, düşük karbonhidrat içeren diyetler, Paleo diyet gibi farklı diyet türlerinin popülaritesi artmıştır.

                                                                  Akdeniz Diyeti


         Akdeniz diyeti, sağlık durumunun iyileştirilmesinin yanı sıra, kanser, metabolik sendrom, kardiyovasküler
hastalıklar, tip 2 diyabet (Tip 2 DM) ve nörodejenaratif hastalıklar gibi bulaşıcı olmayan hastalıkların morbidite ve mortalite hızının azalmasında etkili bir diyet modelidir. Klasik Akdeniz diyeti; zeytinyağı, sebze, meyve, tam tahıl, kurubaklagil, yağlı tohum ve sert kabuklu meyve tüketiminin yüksek miktarda; balık ve süt ürünlerinin orta miktarda, et ve ürünlerinin ise düşük miktarda ve orta miktarda şarap tüketimini içermektedir. Bu diyetin yüksek miktarda posa, tekli ve çoklu doymamış yağ asitleri, antioksidanlar ve biyoaktif bileşikler içermesi nedeniyle sağlık üzerinde olumlu etki sağlayabileceği düşünülmektedir.

         Akdeniz diyetinin mikrobiyota ile ilişkisinin sebze, meyve, tahıl (özellikle tam tahıl), sert kabuklu meyve
ve kurubaklagil, doymamış yağ asidi (özellikle tekli doymamış yağ asidi) tüketiminden kaynaklı olduğu bildirilmiştir. Düşük doymuş yağ asidi ve yüksek tekli doymamış ile çoklu doymamış yağ asidi alımıyla
inflamatuvar sinyal azalmaktadır. Diyette artan sebze, meyve ve tahıl tüketiminden dolayı fekal kısa zincirli yağ asidi (KZYA) (asetat, propiyonat ve bütirat) miktarında da artış görülmektedir.

                                                              Vejetaryen Diyet


        Vejetaryen diyetler hayvansal besinlerin kısıtlandığı veya hiç yer almadığı bitkisel kaynaklı besinlerden
oldukça zengin olan diyet modelleridir. Akdeniz diyetinde olduğu gibi bitkisel kaynaklı beslenmenin de hayvansal kaynaklı beslenmeye göre daha düşük mortaliteyle ilişkili olduğu ve mikrobiyal sistemin daha çeşitli olmasını sağladığı görülmüştür. Vegan diyetle beslenenlerde bağırsak mikrobiyotasında çeşitliliğin arttığı ve özellikle polifenolik bileşenlerden gelen bağırsak metabolitlerinin de fazla olduğu gösterilmiştir.

                                                   Yüksek Proteinli Diyetler


         Yüksek proteinli diyetler toplam enerjinin %25-30’nun proteinden geldiği diyetlerdir. Yüksek
proteinli diyetlerin vücut ağırlık kaybındaki olası olumlu etkilerinin yanı sıra mikrobiyota üzerine etkisi de tartışılmaktadır. Hem hayvansal kaynaklı (et, yumurta, peynir) hem de bitkisel kaynaklı proteinlerin
(sebze, meyve, tahıl, baklagiller) mikrobiyal çeşitlilikle pozitif ilişkili olduğu gösterilmiştir. 

        Yüksek proteinli diyetlerde hem dirençli nişasta hem de toplam karbonhidrat miktarı düşüktür. Yüksek proteinli diyetlerin, enerji kısıtlaması veya posa alımıyla ilgili düzenleme olmadığında bağırsak mikrobiyotası üzerine sınırlı etkisinin olduğu görülmektedir.

                                                             FODMAP Diyet


       Fermente oligosakkaritler, disakkaritler, monosakkaritler ve polyollerin (FODMAP) kısıtlandığı diyet modelinin inflamatuvar bağırsak sendromu (İBS) semptomlarının düzenlenmesinde etkili olduğu bilinmektedir. Bu karbonhidratların büyük kısmı tamamlanmayan hidroliz veya absorbsiyondan dolayı kolona ulaşmakta, ince bağırsak volümünü artırarak abdominal ağrı ve şişkinliği artırabileceği gibi luminal distansiyona neden olan kolonik hidrojen ve metan üretimini de arttırdığından İBS’de sınırlandırılmaktadır. İnflamatuvar bağırsak
sendromunda önerilen düşük FODMAP içeren diyet 5-18 g/gün FODMAP içermektedir.

      Düşük FODMAP içeren diyetin bir diğer özelliği de prebiyotik alımını %50’ye kadar azaltmasıdır. Özellikle oligosakkaritlerin sağlıklı bireylerde kolonik mikrobiyota üzerine pozitif etkilerinin olduğu bilindiğinden düşük FODMAP diyetin kolon sağlığını olumsuz etkileyebileceği de düşünülmektedir. Bu nedenle asemptomatik popülasyonlara önerilmemesi gerektiği, uzun dönem uygulamalarında dikkatli olunması gerektiği vurgulanmaktadır.

                                                                    Glutensiz Diyet


          Glutensiz diyet; buğday, arpa ve çavdar gibi gluten içeren kaynakların diyetten çıkarılmasıyla
oluşturulan bir diyet olup, çölyak hastalığı, gluten intolerası gibi gluten ile ilişkili hastalıklarda terapötik bir yaklaşımdır. Ancak günümüzde, sağlığın korunması, vücut ağırlığı kaybı ve/veya gelecekteki gastrointestinal hastalık riskini azaltması konusunda bilimsel dayanağı olmayan faydaları nedeniyle glutensiz diyet popüler hale gelmiştir. Çölyak hastalarında uygulanan glutensiz diyet, yararlı bakteri sayısının arttırılmasına ve zararlı
mikrobiyal türlerin sayısının azaltılmasına katkıda bulunarak bağırsak ekosisteminin iyileşmesini sağlar.
Ancak mikrobiyotanın düzenlenmesinin, çölyak hastalarında sağlık durumunu iyileştirme ihtimali araştırılması gereken bir noktadır. 

        Çölyak hastalıklarında tedavinin bir parçası olan glutensiz diyet tüketimi bağırsak mikrobiyotasında iyileşme sağlayabilirken, sağlıklı bireylerde bu diyetin uygulanması ise farklı etki göstermektedir. Glutensiz diyette bağırsak kompozisyonundaki değişikliklerin polisakkarit alımının azalmasıyla ilişkili olabileceği düşünülmektedir. Bu makro besin ögeleri genellikle kolonun kısmen sindirilmeyen distal kısmına ulaşır ve bağırsak mikrobiyotasındaki türlere enerji sağlar. Bu nedenle azalan polisakkarit alımı, mikrobiyal türlerin substrat için yarışmasına ve fırsatçı patojenlerin artmasına, ayrıca polisakkarit seviyesindeki azalma KZYA konsantrasyonunun azalmasına neden
olmaktadır. Ancak diyet posasının artırılması KZYA seviyesinde artışı sağlayabilir.

      Sağlıklı bireylerde ise bir aydan uzun süre uygulanan glutensiz diyetin bağırsak için faydalı
bakteri popülasyonunda azalmaya neden olduğu gösterilmiştir. 

                                               Düşük Karbonhidrat İçeren Diyetler


          Karbonhidratlar, özellikle sindirilmeyen karbonhidratların (posa ve dirençli nişasta gibi) bağırsak mikrobiyota kompozisyonu, çeşitliliği ve metabolik profili üzerine etkisi fazladır. Ayrıca bu karbonhidratlar prebiyotik etki gösterebileceğinden Bifidobacterium ve laktik asit bakterileri gibi bakterilerin aktivitesini düzenleyebilmektedir. Günümüzde düşük karbonhidrat içeren diyetler (<%40 enerji) vücut ağırlığı kontrolü ve sağlık göstergelerinin iyileşmesinde kullanılan diyet modelleri arasında yer almaktadır.

        Düşük karbonhidrat içeren diyetlerin mutlaka doktor ve diyetisyen gözetiminde kullanılması gerektiği
unutulmamalıdır. Bağırsak mikrobiyotasını etkileyen bu diyetlerin uzun süre kullanımıyla ilgili yapılacak
daha fazla çalışmaya ihtiyaç vardır.

                                                                   Batı Tarzı Diyetler


         Batı tarzı diyetler; hayvansal kaynaklı besinlerin (doymuş yağlar), yumurta, rafine karbonhidrat ve
toplam yağın yüksek miktarda; meyve ile sebze (posa ve mikro besin ögeleri) ve tam tahılların daha az tüketilmesini kapsayan diyetlerdir. Bu diyetler bağırsak mikrobiyotasında disbiyozisle ilişkili olarak obezite, metabolik sendrom, Tip 2 DM ve kardiyovasküler hastalıklar gibi birçok kronik hastalıkla ilişkilendirilmektedir.

        Batı tarzı diyetin , toplam bakteri sayısı ve bakteri çeşitliliğini azalttığı, faydalı bakterilerden olan
Bifidobacterium ve Eubacterium türlerini azalttığı gösterilmiştir.

                                                                        Açlık Diyetleri


         Açlık diyet modeli, belirli bir süre boyunca tüm yiyeceklerden uzak durma şeklinde oluşan bir diyet
türüdür. Açlık diyetlerinin vücut ağırlığı kaybının yanı sıra sağlık için faydalarının üzerinde durulmaktadır. Bu diyetlerin bağırsak mikrobiyotası üzerinde etkili olduğu düşünülmektedir. Bağırsak mikrobiyomu, konak ile simbiyotik bir ilişkiye sahip olup sindirilmeyen besinleri sindirerek sekonder metabolit oluştururlar. Bu metabolitler konağın uzun süren açlıkta fizyolojisini etkileyebilir ve endojen substratları metabolize edebilmektedir.

          Açlık diyetlerinin olumlu etkilerinin mikrobiyota aracılığıyla da gelişebileceği düşünülmektedir ancak faydaları üzerine net bir bilgiye rastlanılmamıştır. Bu nedenle insanlar üzerinde yapılan geniş örneklemli uzun dönem çalışmalara ihtiyaç vardır. 

                                                         Paleolitik/Paleo Diyet


           Taş devri olarak da adlandırılan diyet modeli olup farklı türleri bulunmaktadır. Sebze, meyve
ve baharatların fazla, yağsız etlerin orta/yüksek miktarda, organ etleri, balık ve yumurta, orta seviyede
yağlı tohum ve sert kabuklu meyvelerin tüketildiği, tüm işlenmiş besinlerin, baklagiller, tahıllar, süt ve
ürünleri ve bitkisel yağların (zeytinyağı ve hindistan cevizi yağı dışında) yasaklandığı modern paleolitik
diyet bunlardan biridir.

            Tahılların insan diyetine dahil edilmesinde yaklaşık 10.000 yıl önce başladığı düşünülmektedir. Bu
nedenle insan bağırsağının veya mikrobiyotanın bu şiddetli diyet değişikliklerine uygun bir şekilde adapte
olmadığı bundan dolayı tahıl tüketilmemesi gerektiği savunulmaktadır. Ancak Paleo diyetinin etkisini
modern zamanda yaşayan insanların genetiği ve çevresel koşullarını da gözeterek yapılacak uzun
dönem çalışma sonuçlarına göre değerlendirmek gerekmektedir.

                                             Yapılan Çalışmalar Gösteriyorki

          Farklı diyet modellerinin içerdikleri besin çeşitliliği ve farklı oranlardaki besin ögesi konsantrasyonları
göz önüne alındığında, bu diyet modellerinin bağırsak mikrobiyotasını etkilemesinin yanı sıra insan sağlığını
ve kronik hastalıkları farklı şekilde etkileyebileceği düşünülmektedir. Bu diyet modellerinin bağırsak
mikrobiyotası üzerindeki etkileri bilimsel olarak netlik kazanmadığından, bireye özgü enerji ve besin
ögesi gereksinmelerini karşılayacak yeterli ve dengeli beslenme sağlığın korunmasında oldukça önemlidir.
Ancak sadece kişinin beslenme tarzı değil aynı zamanda yaşı, cinsiyeti, genetik özellikleri, fiziksel aktivite düzeyi, alkol ve sigara kullanımı gibi birçok faktörün de bağırsak mikrobiyatasını etkileyebileceği unutulmamalıdır.

Paylaş:

Etiketler: mirobiyota